Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Döküntüler’ Category

Kime Ne!


Kime Ne.!!

İnsanlar genelde onun bunun yaptığı eylemlere laf etmeye ve karışmayı çok sever.
Mesela bana geçenlerde arkadaşın biri “çok çocuk gibi davranıyorsun, arada olgun ol” dedi.
Deli oldum aq. Sana ne. Kime Ne.!! Batan ne.!!
Yok hiç büyümeyecek misin, oo hala deli misin sen falan. Kime ne aq.
İlla insanlar başkalarının çizdiği sınırlarda mı yaşamak zorunda. Veya illa belli bir yaşa gelince robot ve koyun gibi o yaşın gerektiği gibi mi davranmak zorunda.
Nasıl bir mantıksa. Ben 35-40’da olsam ruhumdaki çocuk ölmediği sürece davranışlarımı değiştiremem.
Hayatı deli dolu yaşamak, anı yaşamak ve olduğu gibi yaşamak lazım.

Ha tabii ki vakti gelince elbet yerine göre olgun, ağırda takılmasını biliriz.
Ama şu insanların at gözlüğü takmış halde, robot gibi yaşayıp, kendinden daha
Lan zaten soktuğumun hayatı monoton ve robot gibi bari yaptıklarımız biraz farklı olsun.

Neyse büyük adam Tanju Okan’ın da başına çok gelmiş olacak ki bunlar o da en süper şekilde Kime Ne diye çığırmış.
Her şarkısı gibi bu şarkısıda enfes.

Aha işte kıssadan hisse sözlerini ekleyim;
Tutunduğum daldan
İnandığım faldan
Cebimdeki puldan
Sırtımdaki çuldan
Kime ne? kime ne?

Dost bildiğim yüzler
İç yüzünü gizler
Tükensede sözler
İnlese de sazlar

Bu da şarkının ta kendisi.
Dinleyin dinleyin, güzeldir.

Read Full Post »

Vapurdaki Keman Çalan Amca


Vapurdaki Keman Çalan Amca

İkidir denk geldiğim, harika keman çalan, kibar, efendi ve adam gibi adam olan bir insandır kendileri.
Bundan bir kaç hafta önce vapurla Kadiköy’den Beşiktaş’a giderken görmüştüm. Eline kemanı alıp çalmaya başlamıştı ki anam noluyor dedim.
O kadar güzel çalıyorduki o vapurda, masmavi deniz ve o harika İstanbul manzarası eşliğinde, o keman tınılar adeta yüreğinize işliyordu.
O an üstümde bozuk yoktu ve bütün para vardı. Adama para veremedim. Ve maalesef kimsede tenenezzül edip vermedi. İçimden yazık dedim.
Neyse sonra saatler sonra tekrar vapura bindim. Bir baktım yine aynı adam. İlginç olan bu sefer arkamda oturuyordu.
Bu seferde kemanı ile harikalar yaratıyordu ve yine kimse para vermiyordu. Ben mi. ? Bende veremedim. 😀 Zira bu seferde üstümde para kalmamıştı.
Ama tam bunları düşünürken vapurdaki görevlinin biri adamı uyarıp çalma dedi. Ve bu söz üstüne kemanı çalan adam büyük bir kibarlık ile eğilip, tamam efendim deyince beni benden aldı.
O görevliye epey dalacaktım laf olarak ama dedim Tolga uzak dur beladan. 😀 Ya adam ne güzel keman çalıyor. Kimseyi rahatsız etmesini bırakın, benim nezhimde herkesin ruhunu okşuyordu.

Neyse efendim bugün tekrardan Kadiköy’den vapura bindim Beşiktaş’a gitmek için. Maksat hem gezmek hemde sahilde banka kurulup, masmavi denize doğru biralarımı yuvarlamaktı.
Nitekimde yaptım. Süperdi, harika idi. Yaşam bu olsa gerek deyip mevzuya döneyim hemen.
İnanılmaz bir tesadüf olarak adam bu sefer önümde idi ve kemanını açtı. Yok artık dedim. 3’tür aynı adamı gör ve 3’tür senin etrafında olsun.
Bu sefer cebimde bozuk para vardı epey. Dedim kesin verecem ama sonradan çekinir oldum. Lan versem yanlış anlar mı.
Ki bunları tam düşünürken bir kaç kişi para verince gönül rahatlığı ile parayı verdim ve bir kez daha dumura uğradım.
Adam parayı alırken eğilip, elini uzatıp teşekkürlerini sundu. İnanılmazdı. Yani tam bir o eski çağdaki Zeki Müren kibarlığı, inceliği.
Hani anne ve babalarımız anlatırdı ya Beyoğlu’na takım elbise ile gider, herkes birbirine kibar ve beyefendi bir tarzda yaklaşırdı.
Ha abi. Aynen o adamda öyle idi.
Ardından vapurun öte tarafına gitmek için tekrar önümdeki keman kutusuna geldi ve bana dönüp tekrardan teşekkür etti.
Bende ne demek dedim. Ki zaten kutuyu açarkende adama ilgi bakmıştım, çalarkende. Zira kemanı ve keman sesini epey severim.
Belki bu alakardar tavrımdan dolayıda teşekkür etme gereği duymuş olabilir.

Açıkçası o adama hasta oldum. Yüzünde zaten bir acı, kibarlık, efendilik, masumiyet akıyordu.
Ruhunda ise derin bir kibarlık ve sanatkar ruh.
Ben böyle adamlara bayılırım işte.
O adamla oturup saaatlerce muhabbet edebilirim.
Al abi şu birayı/şarabı deyip sabaha kadar muhabbetin dibine vurabilirim.
Çünkü böyle adamlar hayatın aynasıdır, ta kendisidir.

Ah çok param olsa idi o adama yardım ederdim maddiyat olarak.
Cidden şu kirlenmiş, hırçınlaşmış dünyada ender görülecek kibarlıkta, efendilikte bir insan idi.
Hani 80’ler, 90’lar deriz ya. İşte o ruhun insanı adeta.
Buradan bir kez daha saygılarımı sunuyorum kendisine.

Read Full Post »


Bilinen Son İyi Yapılandırma

aa

Geçenlerde geldi aklıma bu durum.
Hani bazen bilgisayara virüs girer, birşey olur, çöker falan ya hemen kasmayıp F4 deyip gelen menüden “Bilinen Son İyi Yapılandırma” deriz de ortalama olarak cillop gibi bir windows’la seyehatimize devam ederiz. (Hoş gerçi bu durum herzaman yemez ama genel olarak tutan bir seçenektir.)

He dedim bu bok yiyen durum bizde niye olmasın.
Keşke bizimde öyle bir butonumuz ya da seçeneğimiz olsa idi.
Böyle kafamız attığı zaman, manik ataklarımızda depresyona daldığımız zaman, aşk acısı çektiğiniz zaman hemen daha önceki en sırıtkan, ziyamın bloğunda bahsettiği gibi Salih amca moduna girsek.
Hayat bize toz pembe görünse, hayat bayram olsa.

Gerçi öyle birşey olsa kesin yalama ederdim ben kendimi.
Zira pek bi dengesiz insan olduğum için sık sık oynaşırdım bu  “Bilinen Son İyi Yapılandırma” hedesi ile.
Sıkıldıkça, daraldıkça  “Bilinen Son İyi Yapılandırma” deyip geri gönderirdim kendimi.

Hoş aslında kimi zaman insanlar antidepresan kullanarak bu durumu doğal yoldan yapıyorlar kendilerine ama maalesef süreksiz değil süreli bir çare bu.

Ha bide fabrika ayarlar var ama o kadar başa dönmek istemem.
Sebze olmak istemem.
O kadar dizi/film izledim, kitap okudum lan.

Read Full Post »


Denizlerin Engin Maviliğinde Kaybolmak

aa

Tam yazıyı yazarken aklıma geçen bir arkadaşla yaptığım muhabbet geldi.
Deniz kıyısında oturmuş içiyorduk hali ile.
Lakin o sırada ben; “Ulan denizin mavi olması gerekli değil mi, bizimki niye gri” demiştim. 😀
Cidden öyle lan. İstanbulda bu denizler niye bu kadar gri. Yoksa hayatın yorgunluğu orayada mı yansıdı.

Neyse efendim yıllardan beri hayalimdir deniz kıyısında bir evim olsun. Kah bir apartmanın üst katlarında, mis gibi bie deniz manzarası olan bir ev; kah bahçeli, denize yakın, müstakil bir ev.
Gerçi 2.şık Türkiye şartlarında epey zor.

Düşünüyorumda rüzgarda saçlarım dağılmış, savrulurken ben çömelmiş bahçe ile uğraşıyorum.
Diğer yandan ise yerde duran bira şişesinden bir yudum alıyorum.
Ardından gece olunca ektiğim üzüm yani bağ mı denir nedir altında rakımı yudumlarken, büyümüş üzümlerden koparıp ağzımda yuvarlıyorum.
Pek tabii olmazsa olmaz mangal olayı var. Gerçi mangal pek yakamam. Tüm şehri yakarım, bende orada çıra gibi yanar, etrafı ışıldatırım ama o mangalı yakmayı pek beceremem. 😀
Ama olsun öyle bir evde, oltam ile tuttuğum taze balıklar ile gerekirse kendimide yakarım ama o zevkten mahrum kalmam.
Kendimide yakarım derken aklıma benim gözümde efsane olan Sıcak Saatler dizisinden bir replik geldi.
Cehennem yani rahmetli Nihat Nikerel, Sedat yani Mehmet Aslantuğ vurulunca beraber gittikleri koruya gidip aynen şöyle efsane bir replik yardırmıştı; “Sensiz gelmem bi daha bu koruya kardeşlik, sana yemin olsun yalnız geldiğim gün bu şehri de yakarım kendimi de yakarım”

Neyse ne diyorduk. Ha diyordum ki ev, rakı ve balık.
Gerçi o kadar büyük hayallerede gerek yok. Ben yeri gelirse ufak şeylerden de mutlu olmasını bilirim.
Şöyle bir sahil kıyısında, apartmanda üst katlarda bir evde olsa ben mutlu olurum.
Zaten epey araştırdım. Trabzon, Rize, Samsun gibi yerlerde kiralar epey ucuz. Mis gibi deniz manzarası var ve kiralar 280-400 arası. :S
Ha belki o evlerin olduğu yerler şehir merkezinden uzak, sapa bir yerdedir ama daha ne olsun.
Zaten böyle birşey istiyorum. Kafamı dinlemek, insanlardan biraz olsun uzaklaşmak.
Tanju Okan’ın da dediği gibi; “benim en iyi dostum içkim sigara, olmasaydı param onlarda terkederdi beni” hoş sigaram yok ama sağolsun yoldaşım olarak içkim var.
Ah emekli biri olsa idim şimdi bu satırlar oradan yazıyor olurdum.

Evet şuan yıl 2010. Belki 2020’de de bu satırları yazacağım.
2030,2040’da da. Ama bir gün andım olsun ki bu satırları hayal ettiğim yerde yazacağım.
Hoş belki o zamanda bu hayallarim artık bana ucuz ve basit gelir, anlamsız lakırtı gibi gelir.
Neyse bu hususta sayfalarca yazabilirim aslında.
Eğer yazarak hayaller gerçekleşse idi herhalde şuan gerçekleşmemiş hayalim kalmazdı. 🙂

Read Full Post »


Rakı Üzerine

“yudumlayacaksın rakını. o her yudum senin bir senen olacak adeta. o rakı boğazdan yavaş yavaş akarken geçmiş yılların gözünün önünde birer birer canlanacak. kah o günlere lanet edeceksin, kah o günlerin güzelliği ile yudum yudum sarhoş olacaksın”

aa

Diye gaz bir giriş yapayım dedim. Zaten yaz geldi içi buz dolu o soğuk rakıda şimdi ne akardı gırtlaktan var ya.
Neyse rakı deyince çoğu kişi hemen gevşer, rahatlar.
Aklıma büyük ihtimal çoğu kişinin balık gelir, deniz kıyısı gelir.
Ve dahası tadına doyum olmaz muhabbetler ve arka fonda çalan TSM olsun, türkü olsun veya arabesk şarkılar.
İçki bütün kötülüklerin anası ise, rakıda tüm iyiliklerin babası olsa gerek. Pek tabii içmesini bilene.
Zira rakı diğer içkilere benzemez. Hani çarpar falan onu geçtim ama rakı ve rakı masasının adabı bambaşkadır.
Adeta kültürdür. Hatta -izm, -oloji olacak kadar destansı bir kültürdür.

Bi denizdeki yosun kokusu vardır, bi de rakıdaki anason kokusu.
Hele bu ikisi bir araya gelirse sormayın gitsin.
Zaten daha dakika bir, gol bir hesabı sarhoş olmaya, mest olmaya başlarsınız.

Ek olarak rakı içen bayanda az bulunur. Niyeyse bayanların çoğu rakıya ters bakar. Nasıl bir mantıksa.
Ee bayan bu. Çoğu sosyete yapacak ya. Onlar anca şampanya falan içsin.
Hoş tüm bayanları bu sınıfa sokmamak lazım. Çok şükür etrafımda içen bayanlar var.
Mesela ablam dediğim Hülya ablacığım. Süper içer. Cumhuriyet Meyhanesi’nde az kadeh tokuşturmadık.
İşin güzeli rakı adabını bilir, muhabbetini bilir. Yani bayan gibi bayan. 😀 Birden ona Rakı abla diyesim geldi. 😀 haha. 😀
Ha bi de tatlıbela(Özlem) vardı. Zaten o insan değil. Hatırlarım da onla bi Bursa buluşmasında yere serdiğimiz tepsi içinde; kavun, tonbalığı falan derken çay bardağı ile nerede ise bir büyük rakıyı ikimiz devirmiştik.
Tık yoktu lan hatunda. Hatta üstüne bira içmiştik. Tey teyy. 😀

Bi de şimdi şunu farkettim. Rakı içen bayanlar çok seksi oluyor be.

Ah be. Şimdi olacak şöyle masada acılı ezmen, çiğ köften, tavuk falan, mis gibi salata, pek tabii balık ve masanın ta orta yerinde bir büyük.
Ne dert kalırdı, ne tasa.
Dünya işte o zaman güzel olurdu.

Yazıyı daha uzatacaktım ama alyuvar ve ak yuvarlarım kıpraşmaya başladı, canım çekti lan.
Şu site işininden paramı alsamda, eve koltuğumun altında bir büyükle gelsem.

Read Full Post »