Feeds:
Yazılar
Yorumlar

İnternetten film falan indirenler için pek yabancı bir terim değildir bu.
Ama bilmeyenler için kısaca özetleyecek olursam; mkv avi gibi bir media container formatı yani Türkçe olarak zikir edersek ortam içeriği biçimidir.
Bir nevi sıkıştırma formatı desek yalan olmaz. Ama avi’den fersah fersah üstündür.
Zira minumum boyutlarda, maksimum görüntü kalitesi veren aşmış birşeydir.

Neyse efendim eskiden 2 VCD’li filmleri düşünüyorum ve şimdi mkv formatındaki filmleri.
Eskiden 2 VCD’lik filmler ortalama 1.4 GB idi ve görüntü kalitesi ortalama olarak bok gibiydi.
Arada istisnalar vardı ama onlarda genel olarak DVD formatından VCD olduğu için pekala kaliteli idi.
Ama mkv denen aşmış teknoloji sayesinde 350 mb’lik bir diziyi görüntü kalitesi kaybına uğratmadan 130 mb’ye kadar sıkıştırabilirsiniz.
Veya 700, 1.4 gb boyundaki filmleri 350-400 mb’ye sıkıştırabilirsiniz.
Benim gibi zamanında 50 MB IBM HDD’si olanlar için böyle şeyler bazen beni benden alabiliyor.
Lan demek 10 sene sonra 30 GB’lik bluray bir filmi 1 GB’ye görüntü kaybı olmaksızın sıkıştırır bu hayvanlar.
HDD boyutları arttıkça, sıkıştırma teknolojilerinin de artması ise garip bir ters orantı olsa gerek.
Dahası 740p, bluray gibi formatlardan riplenip mkv’ye dönüşen videolar hem akıl almaz bir görüntü kalitesine sahip oluyor hemde bir o kadar yine akıl almaz şekilde az bir boyuta sahip oluyor.

Mesela bir iki örnek vereyim;
İlk örnek 24 dizisi. Aşağıdaki görüntü mkv formatında olup, 132 mb!! boyundadır.

Bu da EZEL. Yine mkv formatında olup(bu sefer HQ – x264), boyutu 350 mb falandır. (Dizinin ortalama 90 dakika olduğunu hatırlatmak gerek burada.)

Bi de bunun oyun sıkıştırma olayı var.
mkv değil tabii ki. Adamlar 6 gb’lik oyunu 2 gb’ye ripliyor aq. :S

They Live – İtaat Et, Sorgulama


They Live – İtaat Et, Sorgulama

They Live Carpenter’ın sinemaya taşıdığı harika bir film.
Film tam anlamı ile leziz bir sistem eleştirisini barındıran ve kapitalizme sert eleştiriler getiren bir film.

Filmde başrol karakterimiz bir gözlük bulur ve gözlüğü taktığında herşeyi farklı görmeye başlar.
Gözlüğü takınca yazılı basın, reklam tabelaları ve TV gibi unsurlara gizlenmiş mesajlar görür.
Mesela “itaat et, otoriteyi sorgulama, uyumaya devam” gibi.
Aynı şekilde gözlüğü takınca bazı insanların, insan olmadığını farkeder.
Elemanımız bu gözlüğü üretenleri bulur ve işin arkasında daha derin şeyler olduğunu keşfeder ve büyük bir mücadeleye başlamış olur.
Daha derine inmek istemiyorum çünkü spoiler olacak.

Bu filmde efsane iki tane sahne var.
Birincisi başrol karakterimizin, ileride kankası olacak zenci elemana “tak ulan şu gözlüğü” ile başlayan ve zenci amcanın katır inadına bağlayıp takmaması sonucu nerede ise 2-3 dk. boyunca süren dövüş sahnesidir.
Diğeri ise başrol karakterimizin sanırsam bir bankaya girmesi sonucu sarf ettiği şu repliktir; “i have come here to chew bubble gum and kick ass, and i’m all out of bubble gum”

Mesela filmde gözlükle paraya baktığı zaman “bu senin tanrın”, gazeteye bakınca “itaat et” gibi mesajlar görüyor.
Aslında anlayana balyoz gibi inecek, sorgulamaya daha fazla itecek hatta daha fazla paranoyaklaştıracak bir yapım olmuş.

Hele günümüze bakarsak bu film tam şimdiki dünyayı yansıtıyor.
İnsanları türlü şekilde uyuşturan, uyutan, sorgulama yetisini elinden alan dahası para ve güç ile satın alan kokuşmuş sistemi tam anlamı ile ortaya seriyor.
Tam yazıyı yazarken otu boku remake yapan zihniyet inşallah bununda remakesini yapar diyecektim ki IMDB’de 2011 yılında They Live filmini gördüm.
Umarım o bu filmindir ve yine umarım kayfaklık yapıp, efeklere kaçarak filmin o muhteşem sert eleştirisini ve göndermelerini hakkı ile yansıtır.

Diyeceğim o ki mutlaka izlemeniz gereken bir yapımdır.


Le comte de Monte Cristo – İntikam Soğuk Yenen Yemektir

Alexandre Dumas’ın ölümsüz eseri Monte Kristo Kontu şüphesiz ki edebiyat dünyasının unutulmaz eserlerinden biri.
Hatta hikayeyi göz önüne alırsak şuana kadar yazılmış en muazzam eserlerden biri demek pek hata olmaz sanırsam.

Neyse bu eser üstüne onlarca dizi, film yapıldı.
Kimisi berbat idi, kimisi ise romanın şanına yakışır derecede güzeldi.
Bende geçenlerde mini dizi izleme furyasına kapıldım ve Le comte de Monte Cristo’u indirdim ve izledim.

Dizimiz ortalama 1.30 saat süren 4 bölümden oluşan mini dizi.
Fransız yapımı ve Gerard Depardieu başrolde.

Açıkçası hikayeyi uzun tutmuşlar ama izlerken hiç sıkılmyorsunuz.
Bunda Gerard Depardieu’nun yardıran oyunculuğu ve o muazzam hikayenin de katkısı yok değil hani.
Zaten insanoğlu(en azından ben) oldum olası bu tarz koyu intikam temalarını hayranlıkla izlemiştir.

Bu arada dizideki Bertuccio karakterine de hasta oldum.
Oynayanın tipi olsun, karakteri olsun çok beğendim.
Başlarda ihanet eder diye düşünmüştüm ama aksine Kont’a tam sadık ve onun sırlarını bilerek, ona hizmet eden kimi zaman uşak, kimi zaman arkadaş oldu.
Onun dışında hede dışında diğer oyuncularda çok sağlam performans çıkarmışlar.
Ve yine çekimler, kostümler falan derken dizi başlı başına alıp sizi götürüyor.

Kitabını okumamıştım. Hoş artık çoğu detayı bilince okumanın manası kalmadı ama birgün mutlaka okumak istediğim bir eserdir.
Lakin okumadan önce veya okumuşsanız mutlaka bu mini diziyi izleyin.
Açıkçası uzun uzadıya yazmaya gerek yok diye düşünüyorum. Çünkü ortalama olarak herkes bu eseri büyük ihtimal okumasa bile ezbere biliyordur.
Ama izlemedi iseniz mutlaka bu mini dizi versiyonunu da kaçırmayın ve izleyin.
İzlerken emin olun çok keyif alacaksınız.

EZEL – Hadi beeeee


EZEL – Hadi beeeee

Evet gerçekten dizi de Cengiz Atay’ın o efsane repliğini sonuna kadar hakeden bir dizi.
Şuana kadar Türkiye çapında gelmiş geçmiş en güzel dizi diyebilirim artık.
Özellikle sezon finalinden sonra.
Hatta abartısız olarak bir çok yabancı diziyi bile sollayacak bir yapım EZEL.

Dizi başından beri ve özellikle sonlara doğru muhteşem bir tempo ile devam etti.
33 bölüm ve her bölüm nerede ise birbuçuk saat. Yani diğer yabancı diziler ile kıyas edersek 66 bölüm nerede ise.
Yani 3 sezon. Ve inanın hep derdik yabancı dizilerde bir bölümde anlatılanı, bizim Türk dizileri 20 bölümde anlatırdı diye.
Ama EZEL bunu yıktı. Yabancı dizilerde 3 sezonda anlatılanı, EZEL bir sezonda anlattı nerede ise.

Oyunculuklar şahane zaten. Kerpeten Ali karakteri, Dayı karakteri, Tefo, Cengiz. Hepsi fena yardırıyor.
Arada bi Eyşan bok gibi oynuyordu ama o da sezon finali gazına mı gelmiş anlamadım ama ilk defa kendini aşan bir performans ile izledik.

Hele o psiko seri katil tiplemesi yok mu.
Cidden Türk değil dünya dizi tarihine gelmiş en bomba karakterlerden biri.
Adamın kıyafetleri, işi alma yöntemi, bakışları.
Herif 10 numara oynamış karakteri valla.

Senaryo ve kurgu ise 10 numara. 2 bölümde bir bizi göt eden, tabiri caizse yabancı ifade olarak twist çeken yani bizi şaşırtan ve ters köşe yapan daha kaç dizi geldi ki Türk dizi sektörüne.
Ve söylemeden edemeyecem. Herşeyi güzel olur da çekimler, kamera kullanımı ve görüntü yönetmenliği güzel olmaz mı.
Lan bu dizide şu gölgeleri o kadar harika kullanıyorlar ki mest oluyorum.

Ve Kenan Birkan karakteri. Adamlara helal olsun. O karakteri hala ne gösterdiler ne de kim oynayacak diye ortada ipucu var.
Ve sezon finalinde sona doğru aha lan görecez diye heyecana kapılmadım desem yalan olur.
Hatta ilk defa bir Türk dizinin finalini bu kadar merak edip, sonuna kadar feci şekilde LOST izler gibi heyacan yaptım ve gerildim.
Zira dizi de ne olacak, ne bitecek, izlediklerimiz kesin değil hep. İlla bir yerden ters köşe yapıp, göt ediyorlar bizi.

Kısacası diziye Türk dizisi diye bakıp, aman herkes izliyor diye böyle marjinal olurum ben herkesin izlediğini izlemem gibi gerzekçe hareketler yapmayın.
Zira ben dizi sanırsam 12.bölümlerde iken izlemem inadımı devam ettirerken, yabancı dizi müftelası ve sağlam dizileri takip eden bir arkadaşımın izlediğini görünce gaza gelip izlemiştim ve bugüne kadar niye izlemedim lan demiştim sonra.

İzleyin, izlettirin. Türk dizi sektörünün ne kadar geliştiğini, isteyince neler olcağını görün.

İlhan Selçuk’un Vefat Etmesi ve….!!


İlhan Selçuk’un Vefat Etmesi ve….!!

Bugün Cumhuriyet başyazarı İlhan Selçuk’un vefat haberini aldık.
Allah rahmet eylesin. Türkiye için gerçekten büyük bir akyıp.

Kendisi Türkiyenin sayılı yazarlarından ve fikir adamlarından biriydi.
Özellikle son yıllarda kendini satan, fikirleri dansöz gibi olan yazarlar arasında pırlanta gibiydi.
Zira kendisine atılan Ergenekoncu iftirasına rağmen başı dik şekilde hala yoluna devam ediyordu.

Ancak O’nun ölümü içimizdeki reziller, mide bulandırıcı köhne ve korkunç zihniyetleri tekrardan ortaya çıkarmıştır.
Cidden kelimelerin tükendiği, insanı dehşete düşüren ifadeler vardı ölümünden sonra.

Mesela Vakit denen işi gücü kin ve iftira olan gazetemsinin net şubesi habervaktim aynen şöyle bir başlık atmış; “İ.Selçuk Öldü”
Cidden insanın kanını donduran bir başlık ama o başlık altındaki okuyucu yorumları insanı dehşete düşürüyoruz.
Ki bunlar zır zır din, Allah diyen insanlar ama ölen birisi arkasından öyle laflar etmişlerki insanın kanı donuyor.

Ama bitti mi, bitmedi.
Facebook’da Recep Tayyip Erdoğan sayfasında ise AKP’liler “geberdi, gözünüz aydın” diye yazmışlar ve tahmin edersiniz ki altındaki yorumlar yine dehşet ifadeleri ile dolu.

Cidden diyecek söz çok ama bu rezil insanlar artık onu haketmiyor.
Beni dehşete düşüren aramızda bu insanlar nefes alıyor olması.

11 Şehit ve Artan Terör


11 Şehit ve Artan Terör

Son zamanlarda artan terör olayları artık gırtlağa kadar geldi.
En son 11 şehit verdik.
Dün Mavi Marmara için ortalığı ayağa kaldıran malum medya, malum insanlar ve kuruluşlar bu sefer ağızlarından tek bir ses ve tepki göremedik.
Acının yanında bazı gerçekleri ve sefilleride görüyoruz.
Neyse eleştirecek çok şey var ama 2 arap ölünce yaygara koparanların, şehitlerimiz için kılını kıpırdatmaması beni delirtiyor artık.
Dağdaki o it teröristler ile ama bu şerefsizler arasında ne fark var merak etmeye başladım.

Terörün AKP’nin açılım rezaleti ile tırmandığını kestirmek güç olmasa gerek.
Zira Habur’da ki rezaletten sonra PKK iyicene şımardı ve güç aldı.
Biz öldürelim ne de olsa affeder bunlar demeye mi getiriyorlar.
Yoksa daha kötüsü biz terör estirelim ne de olsa masaya gelecek bir hükümet var mı demek istiyorlar.
Daha önce defalarca demiştim. Ben dahil bir çok yazar, çizer falanda demişti.
Açılım PKK’ya güç katar, PKK için yapılıyor, terör artar denmişti.
Ama bunu diyenlere vatan haini diyorlardı ki Habur rezaleti çoğunu susturdu.

Ama son noktada 2 ayda 50 şehit verildi deniyor.
Bu korkunç bir durum.
Açılım rezaleti, Recep Bey’in İran’a yalakalık yapacam diye dış siyaseti ayaklar altına alması sırf düşen oylarını arttırmak için İsrail ile giriştiği siyasi şov.
Hatta HAMAS denen terör örgütüne terör örgütü değildir, onlar iyidir tarzı açıklamalar yapacak kadar uçmuştu.
Ee böyle düşünmeden konuşan, herşeyi oy olan birisinin yönetiminde zaten dış güçlerin desteğini alan bir terör örgütünün eylemlerini arttırması tesadüf olmasa gerek.

Neyse suçlayacak çok kişi var dediğim gibi. Hükümeti, askeri artık her kimse.
Ve artık her şehit olayında sonra başbakanından, cumhurbaşkanına, genelkurmayına kadar artık bayan ve ezber ifadeler can sıkmaya başladı.
“Terörün üstüne kararlılıkla gideceğiz, bizi yıldıramazlar bla bla” hep aynı nakaratlar.
Yahu üstüne gidecekseniz gidin. Hükümet adam olsun emir versin, TSK en tecrübeli askerlerini toplasın gitsin alayını temizlesin.
Zira elin gazetecisi elini kolunu sallaya sallaya Kandil’e gider, PKK liderleri ile roportaj eder ve dahası orada yüzlerce belki binlerce teröristin fotosunu çeker geri döner.
Ulan ülke olarak bu kadar aciz miyiz. Yerleri belli ama biz anca uçaklar ile bomba atıyoruz. Merak etmeye başladım artık o bombalar atılıyor mu yoksa boş araziye mi atılıyor.
Bugün babamla bunu konuştuk zaten.
150 bin askerini sal K.Irak’a, Kandil’den başla sıra sıra temizle kampları. Bunu yapacak gücümüz yok mu var.
Epey kayıp verecek miyiz, maalesef.
Ama hergün kalleşce 5-10 şehit vermektense bu işi kökten çözmeye niye gitmiyoruz hala aklım almıyor.


Legend of The Seeker – Fantastik ve Büyülü Bir Dünya

Merlin macerasından sonra arkadaşımın bir kez daha önermesi ile başladığım bir dizi Legend of The Seeker.
Gerçi Merlin izlemeden önce arkadaş tavsiye etmişti ama o zamanlarda dizinin iptal edilebilme dedikoduları ortalarda dolanınca vazgeçtim.
Hoş diziyi iptal etmelerine rağmen 2.sezonu ucu açık bırakmayarak, tatmin edici bir finalle bittiğini öğrenince izlemeye başladım.

Hali ile diziyi Merlin ile birazcık kıyaslayarak başlamak istiyorum. Böylelikle Merlin’i izleyenler için hem daha açıklayıcı bir fikir olur hemde hiç izlememiş olanlar içinde iki dizi için ortalama bir fikir oluşmuş olur kafalarında.
Neyse efendim Merlin’i kısaca özetleyecek olursam şöyle bir dizi idi; aile erkanı ile izlenebilecek, Arthur ve şovalye temasını ele alan, hafif fantastik, komik ve güzel bir diziydi.
Legend of The Seeker ise daha fazla fantastik öğeler içeren, daha karanlık, daha aksiyon dolu ve daha sert bir yapıya sahip. Tabii Merlin’i kıyasla.
Yani Merlin’i izleyenler daha çok fantastik öğeler barındırıyor diye veya geçtiği dönemden ötürü(işte Arthur, kılıçlar, sovalyeler, büyücüler falan) için oturup izliyor.
Ama Merlin Legend of The Seeker karşısında minicik fantastik öğeleri olan, büyücü babında daha amatör olan aile dizisi kıvamında kalıyor.
Legend of The Seeker ise daha derin, daha güzel, daha sert, daha büyülü bir konusu ile karşımızda.
Zaten eklemek istiyorum ki Legend of The Seeker Terry Goodkind denen adamın Sword of Truth kitabının bir uyarlaması.
Yani böylesi muazzam bir dünya olarak karşımıza çıkması pek doğal sanki.

Neyse genel olarak diziye geçecek olursam dizinin kabaca konusu şu;
“Bir kahin ölüm döşeğinde, gelmiş geçmiş en kötücül insan olan Darken Rahl’ı öldürecek olan, gerçek bir Arayıcının doğacağı kehanetinde bulunur. Darken Rahl, adamlarını gönderip yeni doğan tüm çocukları öldürtse de gerçek Arayıcı olan çocuk, bir büyücü tarafından sınırın diğer tarafına kaçırılır. Arayıcı, aslında kim olduğunu bilmemektedir. 23 yıl sonra bir Confessor, büyücüye gelerek Arayıcı’yı bulmasında yardım etmesini ister… Sonrasında ise olaylar gelişir…”

Dizideki belli başlı karakterleri kısaca özetleyek olursam;
Darken Rahl muazzam ordusu ile dünyayı ele geçirmek isteyen, büyü gücüne sahip ve etrafında yine büyü gücüne sahip türlü insanları toplayan kötü mü kötü biri.
Gerçi her kötü gibi epey karizma. 😀 Sinema olarak gelse idi bence Darth Vader kıvamında bir karakter olabilirdi.

Arayıcı denen eleman biraz Merlin modunda. Başlarda sümsük ve salak birşey ama sonra Confessor ve büyüdü Zedd sayesinde biraz adama dönüyor.

Confessor cici ve taş hatun kıvamında bir Confessor. Yani kendisinin hikayesi ve büyüsü, gücü acayip karışık. Zaten kısa kısa değinmek istediğim için Confessor için tek diyeceğim insanları kendine has olan gücü ile ele geçip, aşık ediyor ve ne dese o kişilere yaptırıyor.
Ek olarak ele geçirdiği kişiler asla yalan söylemiyor falan.

Ve Zedd denen büyücü amca. Dizinin en renkli karakterlerinden biri. Büyücülerin büyücüsü demek yanlış olmaz. Zira kendisi baş büyücü falan.
Epey taşşaklı şekilde büyü gücü var ve diziyi izlerken bunu defalarca görüyoruz.

Ha bi de dizide diğer yan karakterler var ki onlarda ayrı olay.
Mesela sadece bayanlardan oluşan kırmızı kıyafetler içindeki Mord’Sith’ler.

Ancak dizi bunla sınırlı kalmıyor.
İlerleyen bölümlerde öyle bir detaylar ve gerçekler ortaya çıkıyor ki direk dumura sokuyor bizi.

Bu arada merak edip 2.sezonun ilk bölümünü izledim ve dizi ilk bölümle beni dumurdan dumura sokmaya başardı.
İlk sezon ki hikaye var falan derken, 2.sezondaki gelişen yeni olaylar ve hikaye bahsedildiği gibi muhteşem bir 2.sezonun bizleri beklediğini anladım.
Bi de dizi iptal olunca nette epey hayıflanan kişileri görmüştüm. Sanırsam ilk sezon ortalarında bitmişse bitmiş diyen ben 2.sezon bitince o hayıflananlar kervanına katılacak gibiyim.
Ek olarak şunu demişlerdi ve abartı bulmuştum; “Keşke Merlin’i iptal etselerdi de Legend of The Seeker’ı iptal etmeselerdi.”
Daha 2.sezonun, birinci bölümünde olmama rağmen an itibari ile bende aynı şekilde düşünmeye başladım.

Son tahlilde fantastik öğeleri seviyorsanız, FRP hastası iseniz, fantastik kitaplara veya bu tarz konulara aşina iseniz mutlaka izlemeniz gereken bir yapım.

Ekleme, dipnot falan filan: Bu arada eklemeden edemeyecem. Şu Ejderha Birlikleri bana feci şekilde Stargate SG-1 adlı efsane ve leziz yapımdaki Sistem Lordları kontrolündeki birlikleri aklıma getirdi.
Kah kostümleri, kah hiyerarşileri, kah liderlerine olan bağlılıkları.
Yine son ek. İzlemedi iseniz mutlaka o diziyide izleyin. :/